Mutlu Çocuklardık Biz


Yazımız en son 5 Ağustos 2015 tarihinde güncellenmiş ve 237 defa okunmuş.

Mutlu çocuklardık biz. Babamız çamaşır makinesini tamir etmeye çalışırken(!) gölete dönen evde yine babamızın ayakkabılarını gemi diye yüzdürerek mutlu olan çocuklardan..

Gece yarısı aslında bizim için lüks olan, yeni alınmış 50 mumluk ampülün karton kutusuyla uzaya macera turu atıp, gürültü yapınca baba azarı işiten, belki dayak yiyen ama mutlu uyuyan, mutlu uyanan çocuklardan. Ferdi tayfur hastası abimizle dertlenip, çarşamba sabahları okula giderken annemin ‘hadi son iki gün’ deyişiyle tatilin keyfini yaşayan çocuklardan. Kısacası, neyi varsa mükemmel, neyi yoksa zaten olmaması gereken ve mutlu çocuklardandık..

Sokağa sırf akşamları ismimizle eve çağırıp bizi mutlu edenler olduğu için çıkardık. İki divan, bir salon, halılarımız da maviydi. Mavi dediğim okyanustu ha! Gazete kağıtlarını birleştirip gemi yapar, içinde nerelere yüzüp gitmezdik ki! Sofra bezlerimiz, atarimiz, kışın buz tutan camlarımıza sürdüğümüzde buzun eriyişiyle hayretler içinde kaldığımız ispirtolarımız vardı bizim.

Yazın evimizin bahçesine çıkıp, ahşap masamızın naylon örtüsünün üzerine koyduğumuz kağıtlara keçeli kalemlerle çizdiğimiz resimlerimiz vardı. Her defasında bitirirdik keçeli kalemin boyasını, az biraz kolonya görürdü işimizi. Odunluğumuzun sıcaktan erimeye yüz tutan saç çatısına tırmanırdık, sırf biraz daha zerdali ekşitsin diye yüzümüzü.

Geceleri sabaha kadar kaynar kazanlar konserve pişirirken, ateşinde patlıcan közleyip mısır patlatmanın tadı da ayrıydı. Herkes bir şeyler konuşurdu ama, önemli olan konuşulanları anlamadığımız halde “güzel gece” diye adlandırdığımız, adına şan verdiğimiz o geceydi. Komşular ne yapmış, falanca kimi kötülemiş, o haberler bahçeden eksik olmazdı. Belki biraz da bu yüzdendir meraklı oluşumuz..

Saklambaçlarımız vardı bizim, göründüğümüz halde inatla “hangi ağaç” diye sorup mızıkçılık yaptığımız. Sırf “o ufaktır uğraşmasın” diye yerine ebe olduğumuz saklambaçlar. Oyun davetlerine katılırdık, davet eden hiç olmadık. Olsak da bir şey değişmezdi ya..

Kardanadam girerdi kış akşamları kapıdan, şapkasını kaptığımız gibi oyuna dalardık. Kucağına oturup dilek dilerdik, o birazdan yemeğini yiyecek olurdu. Çabuk eridi kardanadam, biraz kalsaydın ya be adam..

Köyden cevizler geldiğinde, akrabalar da toplanırdı. Onlar ceviz kırardı, biz oyun karardık. Karman çorman olan işin içinden çıkabilirsek ne ala, o oyuncaklar bir uzay gemisi olurdu, bir polis arabası..

Sobanın üzerinde kızaran ekmeklerimiz vardı. Sabah yanıyorsa o soba, keyfimize diyecek yoktu. Okula sıcak giderdik, biz görmeden yanağımıza öpücük konmuştu bile, bilirdik, hissederdik. Külleri bahçedeki karların üzerine döküldüğünde tuhaf kokardı, yahu biz o kokuyu da severdik.

Okulda kantinden almak için can attığımız yumiyumlarımız, bumbo bisküvilerimiz, bakkalda sulugöz, tattoo sakız ve mantar tabancalarımız vardı. Maç yapılsa, hemen kaledeydik. En iyi topu biz tutardık..

Ufak tefek, sesi olmayan ama radyoyu yanına koyarak “nasılsa aynı yayın” diye sesini duymayı başardığımız televizyonumuz siyah beyazdı, ama dünyanın en renkli kutusuydu o..

Ağaçlara tırmanabilirdik o zamanlar, elma yiyebilirdik daha yetişmeden. Kim kırdı kollarımızı?

Yazmakla kalmadım bunları ben, yaşadım. Bu benim çocukluğum. Dedim ya, mutluyduk işte. Mutlu çocuklardık biz…

Fatih M. BAŞARAN