Neden Uyuyorum?


Yazımız en son 11 Eylül 2016 tarihinde güncellenmiş ve 51 defa okunmuş.

Neden Uyuyorum?

Nerede başlayacağını biliyorum örneğin, nerede başlayacağımı da. Ömrümde, bittiği zaman fark edebileceğim tek şey olduğundan belki. Neyle karşılaşacağımı bilmesem bile, karşılaştığım şeylerin beni aldatmayacağını bildiğim tek yer…

Yıllarca yaşasam bile, küçük birkaç saniyeye sığdırabileceğim için uyuyorum, en güzel ve en ürkütücü şeyleri…

Bu dünyanın tüm sorumluluklarından kaçarak uyuyorum. Savaşmaktan, ölesiye çabalamaktan, zorunda olmaktan ve zorunda bırakmaktan kaçarak uyuyorum…

Sinirlendiğimde, sevindiğimde, gülümsediğimde ve ağladığımda, bundan kimsenin haberi olmayacağı için sığdırıyorum kendimi o kısacık zamanın içine. Saat tıkırtıları da bana göre hareket ediyor, özgürüm ve uçabiliyorum. Kimseye görünmeden bağırabiliyorum, kimse beni duymadan sevebiliyorum. Sevmek dedim de, bunu zaten sadece uyurken yapabiliyorum. Kimi sevdiğim önemli olmadan, kimse beni sorgulamadan sevebildiğim tek yer orası…

Melankolik değilim, yemin ederim! Sadece biraz asabiyim, biraz da küskün. Zaten bunun için kaçmaz mı insan herkesten? Bu değil mi zaten yoran insanı, kahreden, tüketen?

Nerede olduğumu biliyorum ben, uyandığımda nerede olacağımı da…

Birçok şeyin farkında olmayacağımdan emin olduğum için uyuyorum. Dahası; huzurumu kaçırmaya yeltenen şeylerin sadece birkaç küçük patırtı olduğundan emin olduğum için uyuyorum. Zarar görmeyeceğim tek yer orası benim. Zaten yarı ölüm değil midir insanı uyutan, uyandığında güneşin doğuşu neye yarardı ki aksi olsa? Belki ders alır diye, insana bahşedilen en güzel tabiat olaylarını sanki ilk defa görüyor gibi hayranlıkla seyrettirmek değil midir doğanın her sabah yaptığı?

Kimse nereye gittiğimi sormadığı için uyuyorum, bana güvenen tek yer orası. Ardımdan gelmek yerine, “ben buradayım, döndüğünde beni bul” denildiği için uyuyorum. Hep dönüyorum başladığım yere ve hep orada buluyorum kendimi. Emin olduğum tek yerde, kendimde buluyorum giderken terk ettiklerimi…

Umudum olduğu için uyuyorum ben. Ölmek nasılsa hepimizin başına gelmeyecek mi şu hayatta? Ölümün gelişini bile susturabildiğim için ölüyorum, yatıyorum yarı ölüm uykusuna. Arada cenneti görebilirsem, birkaç çiçek koklayabilirsem, ne ala…

Fırsatım olduğu için uyuyorum! Fırsat verildiği için değil, zaten fırsatım olduğu için bir şeyler yapabildiğim tek yer orası. Bir taş, birkaç tahta parçası, biraz kumaş, kuş tüyü bir yatak veya bir gazete kâğıdı. Ne olursa olsun üzerinde kendimi bulduğum, hepsi aynı kapıya çıktığı için uyuyorum. Üzerimi örtmese de kimse, sarılabilecek düşlerim olduğu için uyuyorum…

Aptal değilim, yemin ederim! Hiç kimseye bir şeyler ispat etmek zorunda olmadığım için uyuyorum sadece. Yaşamak için yarışmaya gerek olmadığı için, hala daha çocuk kalabildiğim için uyuyorum…

Hiçbir sevdiğimin beni terk etme ihtimali olmadığı için yatıyorum yarı ölüm uykusuna. Ne derseniz deyin, herkesin ve her şeyin tadında olduğu tek yer orası. Bir yudum çay, biraz gülümseme, biraz korku ve biraz aşk. Ne olursa olsun, tadında yaşanabilecek tek yer olduğu için uzanıyorum, dikiyorum gözlerimi tavana. Bir yaz günüyse, ağustos böcekleri de bana eşlik ediyor. Hava soğuk olduğunda sarılabileceğim bir yastığım varsa eğer, inanın o bile bana yetiyor…

Tüm bu yazdıklarımı kimsenin okumasına ihtiyacım olmadığı için uyuyorum. Yok olmak, yerin metrelerce altına sürüklenmek gibi isteklerimin olduğu ama bunları yapamadığım için sadece gülümseyebildiğim o anların olmadığı bir yer bulduğum için uyuyorum. Utanmaya gerek duymadığım için, utandırmadığım için, zarar vermediğim için ve zarar görmediğim için uyuyorum…

Uzun lafın kısası, saatlerce hiçbir şeye ihtiyacım olmadığı için uyuyorum. Ne acıkmak, ne susamak, ne ilgi görmek ne de ilgi göstermek kavramlarının olmadığı anları bulabildiğim için yatıyorum yarı ölüm uykusuna.

Siz siz olun, kimsenin düşlerini çalmayın. Uykularına hapsetmeyin; ihtiyaçları olan her neyse, her kimse, verin onlara. Elinizden geliyor mu? Yapın.

Kim bilir, belki siz de böyle yatabilirsiniz yarı ölüm uykusuna. Yapabildiğiniz için, iyi olduğunuz için, sevdiğiniz için…

Dedim ya, belki de sevildiğiniz için, eller “bir hiç bu” diyecek olsa da…

Fatih M. BAŞARAN